Ceren’den Zahide’ye | Komün Gücü

566

Faşist Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırısı karşısında, Rojava devrimini savunmak için Serekaniye-Til Temir hattında savaşırken, 3 Kasım 2019’da ölümsüzleşen Ceren Güneş’in günlüğünden.

Ölüm düşmanın ellerindeyse Yaşamak bizim ellerimizdedir

Zahide, Asiye.

Büyümemiş yüreğinde, heyecan dolu yaşam, cesur güzelliğim. Atılımdan sonra 9. ay mıydı neydi.Yaz gelmişti. Seni tanıyordum ne yapabileceğini, ne istediğini, nasıl yaşayabileceğini. O yüzden bu görev için ilk aklıma gelen isimlerden biriydin. Sonra senle uzun yürüyüşümüzde görüşme yaptık, konuştuk. 3 saat mi, daha uzun mu, yürüdük. Geçmişten, günümüzden, koşullardan, atılımdan, felsefemizden uzun uzun konuştuk. Günümüzün ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye ulaşmamız gerektiğini, başka bir evreye girdiğimizi, kendimizi buna ayarlamamız gerektiğini konuştuk. Sen de bir yandan merakla, heyecanla bekleyişteydin konuşmanın sonunu. Gerçekleri çıplaklığıyla, kötü yanları iyi yanlarıyla ortaya koyuyordum. Senin tepkilerine bakıyor, düşünüyordum tekrar, son söze gelmeden. Heyecanlandığını, öfkelendiğini, merak ettiğini hissediyordum, hiç gizlemiyordun. Konuyu ucu açık bir yerde bıraktım, ertesi gün görüşmek üzere. Hem senin iyice düşünmeni, ciddiyetini anlamanı istiyordum, hem de birilerine anlatıp anlatmayacağını merak ediyordum. Canımın içi. Sonra tekrar buluştuk. Ne yapmayı istediğini sordum ve sen de beklediğim cevabı verdin. Ne gerekiyorsa yaparım, her şeye hazırım, demiştin. Ve son olarak gerekli zeminde örgütsel konuşmayı yaptık. Görevler, beklenen vs. Senin gözlerinin içi gülüyordu bunları, “orayı” konuştukça. Evet dedin, ben sonuna kadar gidip savaşmak istiyorum, kadın özgürlük savaşçısı olarak bu savaşta üzerime düşeni yapmak, orada yer almak istiyorum, demiştin. Ve 2 gün sonra buluşmak için ayrıldık. Her şey açıkça konuşulmuş, karar verilmiş, netti. Haber bekliyordun, biletini almıştık. Otobüs saatini beklerken son anlarımızı geçirdik. Son emanetler, sözler. Annenlere bıraktığın notun yerini söyledin. Kızlarla vedalaşamadığın için üzgün olduğunu bir de. Farkettim ki saatin yoktu. Sana kolumdaki saati verdim. Yanımızda hiç paramız yoktu. Sana dondurma ısmarlamak istemiştim, bir türlü çıkartamamıştık, sözüm vardı ta ne zamandır. Bozuk paralardan güç bela topladık. En ucuzundan 2 dondurma alıp oturduk kafenin terasında. Yapacağından en iyi şekliyle, yapacağından emindim, öyle de oldu. Ve yaparken de bize gösterdin, bize öğrettin. Öyle bir irade ve cesaret koydun ki Zahidem. Benim ilhamım, güç kaynağım oldun. Çocukluğunda devrimcileştin, savaşçı oldun, özgürleştin. Burada ilk karşılaşmamızda çok etkilenmiştin, her hareketine, düşüncene yansıyordu, değişmiştin.

Senin saflığın, temizliğin, çocukluğun, sevinçlerin, öfken, alınganlıkların her şeyin bizimle. Bize kaldı yanıbaşımıza. Sesin, gülüşün, gözyaşın, heyecanın, öfken.

Seni çok seviyorum. O simsiyah saçlarına bastırıp yüzümü kokluyorum, kokunu içime çekiyorum.

Eylül 2017

Ceren Güneş

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız